diet,

Nasıl Kilo Aldım? Sonunda Nasıl Zayıfladım?

18:02 Doorstepping 3 Comments


Tam "Nasıl Zayıflayamadım" postu yazacaktım ki
zayıflamaya başladım :))



Nasıl anlatsam, nerden başlasam?
Gerçi daha önce bu süreç ile ilgili bir şeyler yazmıştım.

Kısacası
2010'da hamileydim

2011'de 75kg ile doğurdum.

Doğum yaptığım hafta 10kg kendiliğinden gitti.

2012 - 2013'te ve 2014'ün ilk aylarında 60-63kg arası gezindim.

2011 (doğum yaptıktan 3 ay sonra)

2012

2013

2014'ün ilk aylarından itibaren ibre yukarı çıkmaya başladı.
Deliler gibi yemeye başladım.
Aslında ben hep "erkek porsiyonu" yerdim ama bu başka bir şey,
"yeme" diyenle kavga ediyordum.
Kilo hem umrumda değil, hem de aşırı umrumdaydı...
Çok sinirim bozuluyordu.
Yerken aşırı mutlu oluyor, yemek bittiği anda ölümüne pişmanlık duyuyordum.
Kendime yükleniyordum.
Bu biraz hafif kaldı, kendime küfrediyordum.

Ağustos 2014


İşte kilo almaya başladığım ilk zamanlar.
Haziran 2014'ten itibaren geriye dönmemek üzere 
65kg nun üstüne çıkmaya başladım.
Şekil a, bacaklar şişmeye, 
yüz genişlemeye, gıdı çıkmaya başladı.
Acaba niye? Neden yani?
Doğum yaptıktan sonra daha zayıfken,
3 sene sonra niye şişmeye başladım? 

Ekim 2014

2014'ün başları idi, annem kendi doktoruna kontrole gidecekti,
"sende benimle gelsene" dedi.
Doktor ile ahbap gibi olduğumuz için konu konuyu açtı.
Adam sonunda benim anlattıklarımdan yola çıkarak;
"sende insülin direnci ve haşimato olabilir,
kansızlık, kalpte düzensizlik de diyerek elime bir ton test tutuşturup gönderdi.

Neyse testleri yaptırdım. Hakikaten insülin direnci çıktı.
Daha da bir sürü şey...(şimdi konudan çıkmayalım)
Sonuç olarak ilaçlar verildi.
Ben, günde bir tane ilacı hatırlayıp içemeyen insan,
4 tane ilaç ile başbaşa kaldım.

Eylül 2015

Biraz sıkıntı, biraz bunalım, biraz boş vermişlik,
çokça unutkanlık ile
1 sene boyunca ilaçları adam akıllı içmedim.

Bu nedenle doktor kontrollerinden de kaçtım.

Hatta bir keresinde doktor aradı niye gelmiyorsun diye :(


Nisan 2014'ten Aralık 2015' kadar ilaçları doğru düzgün içmedim.
Ve 70kg'ya vurdum.

Yolda gören arkadaşlarım,
"Çağrı ne oldu sana?" demeye başladı.

İnsülin direnci olan bir arkadaşım, yolda her gördüğünde
kendi doktoruna gitmem için söylenip durdu.

Ekim 2015

Evet biraz mankafalıyımdır.

En sonunda Aralık 2015'te bahsettiği doktora  gittim.

İlk doktorum babacan, bu ise gayet net ve sertti.

Direk "Şu an ilaçlarını içmeye başlayıp yediklerine de dikkat edersen
insülin direncinden kurtulursun" dedi.

"Zayıflamazsan gelme" diye, 4 ay sonraya randevu verdi.


"Şeker hastası olmak için uğraşıyorsun" diye de azarladı.


Kasım 2015

Bu aşağıda görmüş olduğunuz foto aslında gizlediğim fotolardan.

Fotoğrafın çekildiği tarih, tam olarak doktorun randevu verdiği tarih!

Ve ben kilo vereceğime 3kg daha alıp
73kg'ya vurmuştum.

İlk "Spontane Natura" zamanı.
En mutlu olup, arkadaşlarımla bol bol fotoğrafla çektireceğim zamanda
"ay beni çekmeyin, ben arkada olayım,
aman benim yarım çıksa yeter" gibi espriler ile günü kapamaya çalışıyordum.

Mart 2016

Değer mi? Değdi mi?
Şu an çok pişmanım, değmedi tabi ki.
Ama insülin direnci öyle bir şey ki
insanda irade diye bir şey bırakmıyor.

Yemek konusunda şeytandan emir alıyormuşsun gibi bir şey!!!

Ve eğer "şeker ilacı"nı içmezsen
 kendine yemek konusunda asla söz geçiremiyorsun.
Çark içeride farklı dönüyor.
Ve bir bakıyorsun yine yemişsin, yine yemişsin.

2015 ve 2016'ya ait o kadar az fotoğrafım var ki :(

Ya hiç çekilmemişim, ya çekildiklerimi silmişim,
ya da dediğim gibi yüzümün yarısını çekmişim.
Ondan fotoğraflı anlatım burada sona eriyor.

Bu fotoğrafı da bir ara Pinterest'ten indirmişim.
Çok özenmişim.
İndirirken "sadece kızım ile böyle olmak istiyordum"
diye düşündüğümü hatırlıyorum...
(bir yerde yayınlayacağımı düşünmediğim için
foto kaynağının bilgisini not etmemişim, bilen varsa yazabilir)


Velhasıl,
Natura'daki fotoğraflarımdan sonra yavaş yavaş harekete geçmeye başladım.
Ama dediğim gibi mankafa olduğum için
dura kalka bir hareketlenmeydi.

 Yanlış hatırlamıyorsam Natura'dan birkaç ay önce
Studyo Mayra'da kundalini yogaya başlamıştım.
Nisan'da Hale ile reformera başlamıştım,
zaten Hale'den atıştırmalıklar da alıyordum.

Yine aynı dönem ilacımı içmeye başladım.
Yine unuta unuta ama eskisinden çok daha iyi bir performans ile.
Ve böylece fark etmeden 3kg gitti.

Haziran 2016'da adam gibi sabah-akşam şeker ilacımı içmeye başladım
Unutmadan!!!
Akşamları minimum unutma ile kan hapımı içmeye başladım.
(kansızlık da kilo vermeyi zorlaştırıyor)

Haziran'ın sonunda Kopenhag'a gittik.
Orada her gün minimum 10.000 adım attım.
Sürekli hamurişi yemiş olsam da kilo almadan geri döndüm.

Sonra Şakran'a gittik, orada da ikinci babamın (yanlış anlaşılma olmasın kayınpeder)
her akşam yaptığı yürüyüşe katıldım.
İlaç içmeye devam ettiğim için
artık Şakran'daki çikolata çekmecesinin dibini de bulmuyordum.

Üstüne idare eder bir düzeyde hareket
ve ilaç ile bir hafta daha geçirince 3kg da böyle gitti!!!

Şimdi 67kg'yum!
Ve çok mutluyum.
:( Ara ara ağlamak istiyorum :)  

Bu yazıyı neden yazdım?
Benim gibi yeme krizine giren biri varsa,
acıkınca gözü dönüyorsa,
yeme diyenlere düşman oluyorsa,
aniden veya sinsice kilo aldıysa,
kilo artışı inişli çıkışlı değil, hep yukarı doğru ise...

İnsülin Direnci başlamış olma ihtimali çok yüksek.
Doktora gidip derdinizi bir an önce anlatın,
şeker yüklemesi yaptırın(uzun süreninden)
ilaçlarınızı da mutlaka her gün verilen saatlerde için!

Benim yaşadıklarımı siz yaşamayın.

Not:  Geçmişte arkadaşımla birlikte yazdığım bir yazı vardı.
Buradan da zayıflamaya yardımcı öneriler
ve Sassy Suyun tarifini bulabilirsiniz.

3 yorum:

Bakım,

Tembel Kızın Bakım Rehberi

19:38 Doorstepping 0 Comments

Ne yapacaktım?
Bu ay kullandığım bakım ürünlerini mi yazacaktım?
Onların 1 ayda kullandığı ürünler ile 
ben tüm yaşamımı geçirdiğimi ortaya mı çıkartacaktım?
Rezil mi olacaktım?
Rezil olacaksam kendi yöntemim ile olaydım!
Oldum da.
 
Başlıyorum.
Çok bakımsal bir insan değilimdir.
Bakımlı yani.
Ama tabi hayatta kalmak için bir şeyler yapmak durumundayım.
Doğal olarak bunların olabildiğince pratik olması gerekiyor.
Yani benim bile yapabileceğim türden kolay ve dertsiz.

İşte bunlardan ilki ojeler.
Uzun denemelerden sonra, 
en kabiliyetsiz insanın bile sürebileceği ojeleri buldum.
Rimmel markasına ait ojelerin fırçası çok kalın ve sıkı.
Böylece neredeyse 2 sürüşte tüm tırnak kaplanmış oluyor.
Lalaaaa!
Bu sene Koton'da benzer bir fırça ile oje koleksiyonu çıkardı.
Renk yelpazesi de çok geniş.
Gelip gidip bir rengini alıyorum, çok da memnunum.

 
İkincisi saçlar.
Hayatım boyunca kısa saçlıydım.
Bakınız eski postlar.
3 defa saçım normal kız boyutunda uzadı,
hepsi de kendime "en hiç" bakmadığım dönemdi.
1) liseye geçerken
2) üniversiteye hazırlanırken
3) hamileyken
Hamileyken uzayan saçlar bende kaldı.
Kestirirsem, her sabah saçlarımı yapmak için
zaman ayırmam gerekir diye çok kestiremedim.
Sonuçta uzun saçı topuz yapıyorsun, oh bitiyor.
Neyse, saçlarımın bir dezavantajı da ince telli olması.
Hemen karışıyor.
Banyodan sonra açmak için spreyle dahi uğraşmak gerekiyor.
Bende de sabır yok, fırça ile dalıyorum.
Sonuç olarak da hatur hutur kırılıyor.

Gratis'de dolaşırken saç bakımı için bir şeylere bakıyordum.
Hemen hemen hepsi banyodan sonra ıslak saça şöyle böyle uygulanıyordu.
Benim de öyle bir zamanım yok. 
Olsa saçımı düzgün tararım, kırılmaz yıpranmaz zaten.
Sonra Pantenne'in onarıcı ve koruyucu serumunu buldum.
Kuru saça uygulanıyor yazıyordu.
İşte tam bana göre diyip aldım.
Şimdi çantamda duruyor.
Aklıma gelince çıkarıp saç uçlarına sıkıyorum.
Bu da haftada 3 güne falan denk geliyor.

Bu arada bu tarağı da yeni keşfettim.
Tangle Teezer markasının, uygun fiyatlı versiyonu; Swissco.
Bloglarda okuduğuma göre 2sinin arasında çok bariz bir fark yokmuş.
O halde uygun fiyatlı olanı alıp deneyeyim dedim.
Mucize!
Kendimde ayrı, Lâl'in saçlarında ayrı memnun kaldım.
Tarama(yani saç açma süremi) 3'te 1'e indirdi.

 

Ve yüz.
Caudalie'nin detoks maskesi bir eczane alışverişimde karşıma çıktı.
Birkaç şey sorduğum uzman, daha sonra yanıma gelip
bu maskeyi yapmamı önerdi.
Ben de ona "makyajı bile çıkarmıyorum, maskeyi asla yapmam" dedim.
"Gözenek ve siyah noktaları fark ettiğim için ısrar ediyorum zeten" dedi.
"İşe yarıyor olabilir de ben kullanmam" dedim. 
Kim daha inat diye uğraşıyorduk.
"Kullanmazsanız getirin, ben kendim alırım, kullandığım ürün" dedi, aldım.
O daha inatmış :))
Bu hafta 2 defa yaptım.
Memnun kalmasam 2.yi yapmazdım diye düşünüyorum.
Geri götürmeyi düşünmüyorum :))

 
Son olarak da diş.
24 saatin neredeyse 20 saati bir şeyler yiyen insan olarak
diş fırçalamanın bir etkisi olmuyor.
Fırçala akabinde ye, iç.
Bu gece de böyle, yataktan kalkıp kalkıp yemek yiyorum.
Bu minicik diş macununu dişi beyazlatma özelliğinin yanında
doğal olması ile de dikkatimi çekti.
Deniz tuzu ve minareller ile geliştirilmiş konsantre bir diş macunu.
Fırçaya pirinç tanesi kadar koyuyorsunuz.
Sigara kullanmadığım için ve çay-kahve de 
gün içinde 1den fazla içmediğim için ben etkisini görüyorum.
Bilmiyorum başkalarını nasıl etkiler?
Bunun da markası Dead Sea Spa Magik.

Aslında bir kaç pratik bakımım daha var.
Onları da toparlar bir ara yazarım.
Şimdilik bu kadar :)

0 yorum: