Bizden,

Dubrovnik sen ne güzel bir yersin - 6 Deniz mis :)

09:00 Doorstepping 10 Comments

Nerede bu Dubrovnik'in denizi? dediğinizi duyar gibiyim. 
Ne de olsa tertemiz denizi ile ünlü bir tatil şehri :) Onu sona sakladım, assolist niyetine ;)
 Burası Old Town'a en yakın, hatta kalenin çıkışında sağda aşağıda diye tarif edilebilecek Banje Plajı. Dubrovnik'te öyle Türkiye'deki gibi alabildiğine uzun plajlar beklemeyin. 
Dağlar denizi dik uzandığı için hep ufak tefek plajları. Kumsalları diyemiyorum çünkü onlar kayalıklara da plaj diyorlar. Vah vah! :)))

Hırvatistan'da butun plajlar devlete ait, tabi başka işletmelere kiralamadılarsa. Mesela bu Banje Plajı yukarıda gördüğünüz gibi, şezlonglu ve şezlongsuz olmak üzere 2'ye ayrılıyor. Burası para ödemeden kumların üstünde yatabileceğiniz kısmı;

Burası da East West diye bir kulübün kiraladığı kısmı;
 Kumlu bir plaj gibi gözüksede iri iri taşlar olduğu için,
bir de "zaten 1gün denize giricez rahat rahat yatalım" anlayışı ile biz East West'i tercih ettik. 
Yanlış hatırlamıyorsam 2 şezlong şemsiye için 20TL verdik.  

East West gündüzleri plaj iken güneşin batışı ile birlikte yavaş yavaş gece kulübüne dönüşüyor. 
Biz Old Town'daki küçük barları tercih ettiğimizden gitmedik ama yazın keyifli 1mekan olduğu belli.

Bizim gittiğimiz gün akşamüstü burada Lokrum Adası'na karşı bir nikah gerçekleşecekti,                 takı takmayalım diye erken kaçtık :)))

Bu da plajdaki sevimli dostumuz. Kendi gölgeliği vardı, hem de beleş :)

Giden olursa kaçırmasın diye girişinin fotosunu da koyuyorum. Zira Dubv.'te her yer gizlenmiş gibi :)

Bir başka denizsel etkinliğimiz de yaklaşık 2,5 saat süren Sea Kayaking yapmamızdı. 
Bir sonraki gün felç olduk o ayrı :P
 2 kişilik kanolarımız bunlar. 8 kanoluk bir grup ile kalenin Pile Girişi'nden çıkıp 
yukarıda görülen Lokrum Adası'nın çevresinden dolanıp,  
Banje Plajı'ndan bir kaç koy önceki bir yerde mola verip yemek yiyip snorkeling yapıp
tekrar Pile Girişi'ne geri döndük.

Bittik bittik, kollarımız kitlendi. Ama bir o kadar da mutlu olduk, 
sonuçta deli gibi bir efor ile sporumuzu da güp güzel bir manzara da yapmış olduk :)

Güpgüzel manzara demişken aklıma Lokrum Adası'ndaki kayalıkların üstündeki Çıplaklar Plajı geldi. Bakir kayalıklar ve bakir olmadıkları kesin 50-60 yaş üstü amcalar teyzeler! Amaç ne? Nüdist saçmalığı da her zaman saçma sapan gelmiştir zaten. Sapıklığa kılıf! Iyyyy! İğrençti! 
Bu da 2,5 saatin sonunda kıpırdayamayan bunyelerin kurulmuş makinaya verilen askerlik pozu :)))
2 kişilik tatilin en zor yanı beraber fotoğrafınızın yok denecek kadar az olması :(

Aslında gidilip görülesi bir sürü plajı ve adası var. Ama yazın sonu olması ve sürenin de kısa olması ndn. ile biz Old Town çapı çevresinde dolaştık. 

Sonuç olarak Türkiye'den daha mı güzel derseniz tabiki de değil. 
Ama tarihi korumaları ve yaşatmaları, deniz ve sokaklarını temiz tutmaları, el kadar ülkelerini dünyaya tanıtıp dünya sosyetesini çekmeleri açısından bizi hayli hayli katlarlar. 
Ayrıca değişik ülkeler görmek, özellikle de bunu Türkiye'deki bir tatil fiyatına yapıyorsan... 
Haydi güzel bir tatil için siz de şimdiden hazırlıklarınızı yapın ;)

10 yorum:

Bizden,

Dubrovnik sen ne güzel bir yersin - 5 Kare Kare

16:48 Doorstepping 7 Comments

Dubv. gezisinin bitmesine son 2 post kaldı. Herkes bu tatil için 1kenara para koymaya başlasın bence.
Uçağı ucuz olması için önceden ayarladıktan sonra Apartman denilen odalar 2 kişi 50-60 euro civarı ;)

Tatilin büyük bir kısmını şehri yaşamaya çalışarak geçirdik. Bunda Time Out'un çok yardımı oldu. Bundan sonra gideceğim her er için bir tane edineceğim. Güncel ve eğlenceli tiyolarla dolu!!!
Hemingway Bar, oturması en keyiflilerden 1i. Koltukları o kadar rahattı ki ayıp olmasa 1-2 saat kestir.

Ama şu tepeden bakan amcalardan korkmazsan;

 Ben buyuklerimden korkarım, kuzu kuzu oturdum.

 Bu da beğendiğim şemsiye ;)

Hemingway'in yan sokağındaki meşhur Jazz Cafe, tam karşısı. İçerisi küçük diyemeyeceğim, içerisi yok desem anlarsınız. Ondan bütün herşey sokakta oluyor. Piyano da dahil olmak üzere herşey dışarıda, akşam 8'den itibaren sokak sandalyeler ile doluyor. Çok sıkış tepiş derseniz, sol tarafa döndüğünüzde karşınıza çıkan meydan da akşam masalar ile dolu, oradan da dinleyebilirsiniz.

 East West Beach Club'a çok yakın bir başka kulüp Lazareti'nin afişi ama mazi :(


Polce çıkışında yerel bir cafe-bar; Laura! Daha çok yerel halkın takıldığı bir yer. 
Bizi çok çekti ama koşturma arasında bir türlü denk getirip oturamadık :(

 Cık cık çok ayıp :P

 Hazır ayıptan laf açılmışken, ayıba bir kala hareketi ile Nesteren'in imalatı Superman yüzügüm :)

 Yüzlerce milletten, binlerce fotoğrafının çekildiğinden habersiz deli kedi :D

St. Blaise Kilisesi merdivenlerinde soluklanan gezmekten yorgun ayaklar :(

 Oyuncak veya maskotlarına dünya turu yaptırarak gezi notları yazanlar vardır. 
Benzer bir fotoroman bir ara Trendsetter'da da vardı. Herhalde onlardan biri ?!?


 Burası da GraDskavana Cafe ve Taverna Arsenal. Gayet merkezi!

Bu amcayı daha önce koymuş muydum hatırlamıyorum 
 ama tontonluğunun hatırına bir daha konulabilite :)

Geriye kaldı son bir post, deniz ağırlıklı, sonra atış serbest ;))

7 yorum:

Ne kadar camura battiginizi bilmek ister misiniz?

13:15 Doorstepping 9 Comments

Dubrovnik'e mevsimsel bir ara...

Ne kadar suya, camura battiginizi bilmek ister misiniz?
O zaman buyrun burdan yakin :D




Regina Regis' Rain Level Boots
Boingboing.net

- Posted using BlogPress from my iPad

9 yorum:

Alışveriş,

Dubrovnik sen ne güzel bir yersin - 4 Gidelecekler - Yenilecekler

09:00 Doorstepping 8 Comments

Artık Old Town içinde kaldığımızdan mıdır, uzun saatler aynı mekanlarda geçirdiğimizden midir? 2.günün sonunda orası çok tanıdık gelmeye başlamıştı. Garsonlar tarafından tanınır hale gelmiştik düşünün. Biraz daha kalsak siparişimizi söylemeden masamıza getirecek hale gelicekti :)))

Cele Cafe, bizim her gün en az bir defa dinlenmek, bakınmak... için oturduğumuz cafe. Karşıda görünen ise yanlış hatırlamıyorsam Dubrava Cafe, herhalde sandalyelerin yerleştiriliş yönünden biz hep Cele'yi tercih ettik. İlk defa geldiğin bir şehri böyle sinema gibi seyretmek daha güzel :)

 Luza Meydanı'nda Cele Cafe'nin devamı ve arkasındaki bina komple Nike Shop




Gundliceva Poljana Meydanı'ndaki şu mavi-beyaz cafe lezzetin adresi - Kamenice; sabah yerel halkın kahve içip sohbet ettiği bir mekan iken, öğleden itibaren papalina, kalamar, ahtapot ve böceklerin uçuştuğu bir yer haline geliyor. Diğer rest.a göre fiyatlarının uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bunun gibi mekanlar Prijeko Sokağı'nda da var ama Kamenice konumu açısından diğerlerini solluyor. (Bir önceki posttaki balık fotosu buraya ait)

Çaktırmadan Diesel!


Sahibinden çok korktuğum için adam akıllı çekemedim, antika bir berber :)
Old Town'ın uzun arka sokağı Od Puca'da bulunuyor.

Dubrovnik'teki sayılı markalardan biri Max Mara
Az da olsa Hırvat tasarımcıların dükkanları(mağaza değil ı ıh!) da var. 
Ama parasız kaldığım için hiçbir şey almadım :( Bir daha ki sefere artık.

Bak şimdi sokağa!

 Si si si si cinema, mu mu mu mu movie :)))

"Sanki Venedik" mevzusunun tek gerçekçi olduğu nokta bence pizzalar ve makarnalardı. Muhteşem lezzetler, büyük porsiyonlar hala tadı damağımda! Biz bunu Kamenice'nin yanındaki pizzacı da yedik ama benim tavsiye edeceklerim esas Za-Rokum Sokağı'nda. En ünlüsü Mea Culpa. Biz bilmediğimiz için ilk gün tam karşısındakinde yedik, o da süperdi. Ondan tahminim hepsi öyledir :)

 Unutmadan bir de Olivia Pizza var. Aslında oturulacak yeri de var ama biz genelde geç saatte acıktığımız için yan penceresinden parça pizza alıp köşe başı, saray basamakları, heykel parmak ucu... gibi yerlerde yemeği tercih ettik :))

Madem karanlık fotolara geçtik gece ile bitirelim;
Stradun'dan gece manzarası
Sezon sonu olduğundandır belki biz gece yapacak fazla bir şey bulamadık. 
Stradun'u kesen ara sokaklarda küçük barlar var yalnız bildiğin küçük, minik, ufak, anla işte o kadar Kıbrıs Şehitleri'ndekilere küçük demeye utanırsın :)))
Mesela Africa, Casablanca, Galerie, Gaffe... ve 2-3 tane de Irish Bar var. Biz tesadüfen Sky Bar diye bir yer bulduk, Old Town'ın içinde gayet modern çizgiye sahip bir yer, güzeldi.
1-2 tane de gece kulübü var ama gitmeye çalışmadık.

 Bu askerler surların içinde yaşadığımız için sabah akşam, o kapı senin bu kapı benim dolaşıyorlardı.

 Bu da ben, Stardun üstünde bulunan kitapçı Algoritma'dan Cele'ye kaçarken :)

Not : Ben Dubrovik'e gitmek için nette araştırma yaparken Türkçe çok fazla kaynak bulamamamıştım. Olanlar da uzunca tarihçesini yazıp kilise, saray... ağırlıklı anlatmışlardı. 
Halbuki ben şimdiki Dubrovnik'i gezmek istiyordum :( 

Neyse uzun lafın kısası bu postları kendim gibi tavsiyeler arayanlar için resmen "Amme Hizmeti" olarak hazırladım.

Devam edecek...

8 yorum:

Bizden,

Dubrovnik sen ne güzel bir yersin - 3 Sokak Manzaraları

13:12 Doorstepping 6 Comments

TRT'nin potporileri ile büyümüş bir kuşağın evladı olarak bu postu potpori usulü hazırladım ;D Buyruuun;
Burası Old Town'u saran surların en tepe noktası.
(yalan bir kaç basamak daha üstü var ama benim oraya çıkacak halim kalmadı) 
Solda görülen insanlar surun üstünde bu arada.

Dubrovnik'in içinde 10larca olduğunu düşündüğüm AQUA mağazası

Sürekli bir etkinlik var Dubv'de maalesef süremiz az olduğu için biz hiçbirine katılamadık :(

Her sabah kurulan Gunduliceva Poljana Pazarı
Bu ne ki? diyeceğimiz meyveler yok, hepsi bizimkiler ile aynı.
Sadece turistik olarak ağırlık verdikleri kuru meyveler vardı ki çok lezzetliydi, aldık ;)
Ha bir de nereli olduğunuzu öğrenditen sonra kuru meyvelerin ne olduğunu sayıyorlar; 
İnciiir, portakaaaallllll, limooonnnnn, badeemmmm...

 Bir de gece manzarası; Meşhur Stradun Caddesi'nin açıldığı, Orlando's Column - Sponza Sarayı - St.Blaise Kilisesi - Rector Sarayı'nın bulunduğu Luza Meydanı

Burası bizim sokak, Old Town'ın tüm sokakları bu kadar, çamaşırlar, saksılar, balkonlar... hep kafanızın üstünde.

Henüz uyanmış gözlerimle bizim kaldığımız yerin, evin önü. 
Oraya tam ne diyeceğime karar veremedim Onlar Apartman diyorlar. 
Şöyle anlatayım; ben burayı internetten sahibi ile mailleşerek ayarladım. İçinde küçük bir mutfağı, buzdolabı ve banyosu olan bir oda hem de Bodrum, Çeşme'deki pansiyonlar fiyatına ;)) 

Mekana ulaştığımızda Tonka(sahibi) bize "bu odanın anahtarı, bu dış kapının anahtarı, çıkarken kapıları kitleyin. Son gün parayı bu masanın(odanın içindeki masa) üstüne bırakırsınız, anahtarı da posta kutusuna atarsınız" dedi ve gitti :)))
Bir de Hırvatlara suratsız derler, bizim Tonka çok tatlıydı ;)

Ne diyeyim, uzun zamandır yediğim en iyi deniz mahsulleriydi, bunlar ve daha başkaları.

Stradun Caddesi - soldan 3. sokak bizim ;)

 Türk'ün Hırvat surları ile imtihanı :P

Öyle alelade, giyotin işte, sokak arası bir yerde, çevresinde kediler falan...
 Bitkilerle o kadar kapanmış ki yanından geçen turistler farkında değil, kedilerin fotosunu çekiyor?

Banu Alkan'ın memleketine gelip, onun gibi poz vermemek olmaz, 
tabi olabilecek en üsturuplusundan :P

 Saklanmış domuza dikkat!

Her "potpori"de olduğu gibi neşeli bir bitiriş;
Kızlar Macar olsa da gösteriler güzeldi :)

S-shirt : Koton
Fular şimdi saç bandı: Cacharel, diğerleri önceki Dub. postlarında var.
Devam edecek...

6 yorum: